|
HATAY TARİHİ
Hatay Anadolu’nun en eski
yerleşim merkezlerinden biridir. Yöredeki tarihi yaşam bulguları M.Ö.
100.000’lere kadar uzanır. Elde edilen buluntular; bölgenin orta
paleolitik, neolotik, kalkolit dönemlerde ve tunç çağında yaygın bir
yerleşim yeri olarak kullanıldığını göstermektedir. Amik Ovasında;
Çatalhöyük, Tel Tainat, Tel Cüdeyde ve Tel Atçana’da ilk tunç çağı
yerleşmeleri tespit edilmiş ve mimari kalıntılara rastlanmıştır.
Kalıntılar; bu yerleşmelerde beylikler biçiminde yaşandığının ip
uçlarını vermektedir.
İlk tunç çağından
itibaren Amik Ovası’ndaki bu beylikler; sırasıyla Akadların, Yamhad
Krallığının, Hititlerin ve Mısırlıların egemenliğine girmiş, Hitit
imparatoru I. Şuppiluliuma döneminde tekrar Hitit egemenliğine girerek,
bu durum M.Ö. 13. yüzyıla kadar devam etmiştir.
Hitit İmparatorluğunun M.Ö.
1200 yıllarında parçalanmasından sonra Sami-Aramiler tarafından
“Hattena” adıyla bir Geç Hitit Krallığı kurulmuştur. Hattena Krallığı
M.Ö. 9. yy’da Asurluların daha sonra da Urartuların egemenliğinde
kalmıştır.
Türkmen/Oğuzların ataları
Sakalar, M.Ö. 7. yüzyılın ortalarında hükümdarları Oğuz Han önderliğinde
“Batık Şehir” adını verdikleri Antakya’yı zaptedmiş ve burada 18 yıl
kaldıktan sonra M.Ö. 626’da Antakya’dan ayrılmıştır.
M.Ö. 6. yüzyılın
ortalarından itibaren Hatay yöresi Pers İmparatorluğuna bağlı Kilikya
Satraplığı’nın içinde yer almış ve Pers İmparatorluğu’na vergi
ödemiştir.
M.Ö. 333 yılında Büyük
İskender ile Pers İmparatoru III. Dareios’un orduları İssos kenti
civarında savaştılar ve Büyük İskender Pers ordusunu ağır bir yenilgiye
uğrattı. Myriandros’un (bugünkü İskenderun) adını değiştirerek
Aleksadria adını vermiş ve bölge kısa bir süre Makedon hakimiyetine
girmiştir.
Büyük İskender’in M.Ö. 323
yılında ölümünden sonra komutanlarından Seleucus I. Nicator iktidar
mücadelesini kazanarak Seleukoslar dönemini başlatmış ve M.Ö. 300
yılında Seleucia Pieria, ardından Antiacheia (Antakya) kentleri
kurulmuştur.
M.Ö. 64 yılında Antakya
serbest şehir statüsü ile Roma İmparatorluğuna katıldı ve imparatorluğun
Suriye Eyaletinin başkenti oldu.
M.S. 1. yüzyılın ilk
yarısında ortaya çıkan Hıristiyanlık, Kudüs dışında ilk defa Antakya’da
yayıldı. Hz. İsa’ya inananlara ilk defa Antakya’da “Hıristiyan”adı
verildi. M.S. II. yüzyılda Antakya; Roma ve İskenderiye’den sonra
200.000-300.000 nüfusu ile imparatorluğun üçüncü büyük metropolisi
durumunda idi. Şehrin başlıca gelir ve zenginlik kaynağı ticaret ve
ihracat idi. Şehir; saraylara, köşklere, heykellere, su yollarına,
hipodroma, hamamlara ve hatta kanalizasyon sistemine sahipti.
395 yılında Roma
İmparatorluğu ikiye bölündü. Doğu Roma (Bizans) sınırları içinde kalan
Antakya 638’de İslam orduları kumandanı Ebu Ubeyde İbn’ül Cerrah
tarafından fethedildi. Emeviler döneminde (661-750) Antakya Halep’e
bağlandı. Ardından Hatay bölgesi Abbasiler, Tolunoğulları ve İkşitlerin
eline geçti.
944 yılında Kuzey
Suriye’de Antakya’yı da içine alan Hamdanoğulları Devleti kuruldu.
967-969 yıllarında Hamdanilerle Bizanslılar arasında şiddetli çatışmalar
oldu. Sonunda Antakya Bizans kuşatmasına 969 yılına kadar dayanabildi.
Antakya Bizans İmparatoru Nikephorus Phokas’ın kumandanlarından Mikhail
Burtzes tarafından zaptedildi.
9. ve 10. yüzyıllarda
Antakya ve civarına çok sayıda Türk nüfusu gelerek yerleşmeye başladı.
Bunda doğudaki Selçuklu varlığının büyük etkisi vardı. Sultan Melikşah
döneminde (1072-1092), Kutalmışoğlu Süleyman Bey 1074 yılında önce
Halep’i daha sonra Antakya’yı kuşattı. Vali İsaakios Komnenos 20.000
altın karşılığında barış yaparak kuşatmayı kaldırttı. 1084 yılında
Antakya Askeri Valisi Philaretes Urfa’ya gidince kötü yönetim ve
baskıdan bıkan halk bunu fırsat bilip İznik’te bulunan Süleyman Bey'i
kente davet etti. Bunun üzerine Kuzey Suriye’ye bir sefer düzenleyen
Kutalmışoğlu Süleyman Bey 12 Aralık 1084’te Antakya’ya girdi. Süleyman
Bey, Filistin Selçuklu hükümdarı Sultan Melikşah’ın kardeşi Dımışk
Meliki Sultan Tutuş arasında Halep yakınında yapılan savaşı kaybetti ve
öldü. Antakya Selçuklu Meliki Sultan Tutuş’un hakimiyetine girdi. Büyük
Selçuklu Sultanı Melikşah Kuzey Suriye’de çıkan hakimiyet kavgasını
çözmek için 1086 yılında önce Halep, oradan Antakya’ya geldi. Büyük
Selçuklu Sultanı Melikşah, Tutuş’u sadece Dımışk (Şam) Meliki olarak
bırakıp, Antakya’ya Yağısıyan’ ı Vali tayin ederek Antakya’yı doğrudan
doğruya imparatorluğa bağladı.
1097 yılında Anadolu’dan
Çukurova’ya gelerek İskenderun’u alan Haçlı orduları 21 Ekim 1097’de
Antakya’yı kuşattı. Uzun süren bir kuşatma sonunda 1098’de Antakya
Haçlılar tarafından zaptedildi. 1. ve 2. Haçlı seferleri sırasında
Suriye Bizanslıların elinden çıktı, bölgeyi mahalli Müslüman Beyliklerle
Latinler paylaştı. Antakya’da Kudüs’e bağlı olan Dükalık (Antakya
Prensliği veya Antakya Kontluğu) kuruldu.
 |
1268 yılında yöreye
gelen Baybars komutasındaki Memluk ordusu Antakya’yı kuşattı ve 18
Mayıs 1268 günü yapılan hücumla şehre girildi. Memlukluların
1268’de gelişleri ile 171 yıl süren Antakya Haçlı Prensliği sona
erdi. Baybars’ın hükümdarlığı zamanında bölgede Türkmenlerin göç
ve yerleşimleri yoğun olarak gerçekleşti. |
|
14. ve 15.
yüzyıllarda Halep, Antep ve Antakya bölgesine göç eden
Türkmen boylarının başında Avşarlar ve Bayatlar geliyordu.
Kuzey Suriye Avşarlarından olan Gündüzoğulları Amik
Ovasında, Köpekoğulları Antep’te ve Özeroğulları Dörtyol
çevresinde yaşamaktaydı. |
 |
|
Osmanlı toprakları
genişleyip Memluk sınırlarına ulaşınca iki devlet arasında savaşlarda
başladı. Ard arda yapılan savaşlar sonunda Memluk ordusu, Osmanlı
ordusunu Çukurova’dan çekmek zorunda bıraktı ve 1490 yılında barış
antlaşması yapıldı.
Antakya ve çevresi 1516
yılında Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Osmanlı
hakimiyetine girdi. Osmanlı yönetiminde Antakya Halep eyaletine bağlı
bir sancak ve bu sancağın merkezi idi. Sancak beyi tarafından
yönetiliyor idi. Zaman içinde yapılan düzenleme ile Antakya kaza
statüsüne getirilerek, Şam Beylerbeyliğine bağlı olarak yönetildi.
Kanuni Sultan Süleyman
Tebriz seferi dönüşü Aralık 1535’te Antakya-İskenderun üzerinden
Adana’ya geçmiş; daha sonraki yıllarda 1548-1549 kışını geçirdiği
Halep’te iken yaptığı gezilerin birinde Antakya’ya tekrar uğramıştır.
Kanuni Sultan Süleyman' ın buyruğuyla Belen’de cami, han, hamam ve
imaret yapıldı. Belen' e 250 nefer derbentçi yerleştirdi. Daha sonraki
yıllarda bölgeye 65 hane daha yerleştirilerek köy haline getirildi.
Payas’ta eski kale yeniden yapıldı. Yine Payas’ta Sokullu Mehmet Paşa
tarafından 1568 yılında yapımına başlanan cami, han, hamam, imaret 1574
yılında tamamlandı. Ayrıca yapılan iskele ve tersaneyi korumak için 1577
yılında limanın üst tarafına bir kale (Cin Kulesi) inşa edildi. Derbençi
olarak buraya 541 aile yerleştirildi.
1832’de Mısır Valisi
Mehmet Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşa Suriye’ yi fethederek Osmanlı
ordusu ile 28 Temmuz 1832 günü Belen Boğazında (Belen Geçidi) yaptığı
savaşı kazanarak, Adana’ya doğru ilerledi. 1839’da Osmanlılar bölgeyi
Halep’e kadar geri aldılar. Tanzimat’ın ilanıyla Antakya ve çevresinde
idari yapılanmada yeni düzenlemeler gerçekleştirildi. Antakya Sancağında
Kaymakamlık ihdas edilerek çevresiyle birlikte (Şeyhülhadid, Kuseyr,
Karamurt, Süveydiye, Altunözü, Cebel-i Akra-namı diğer Ordu) Halep
eyaletine, Payas kazası, Uzeyr ve Belen sancakları çevresiyle birlikte (Bakras
nahiyesi, İskenderun, Nahiye-i Arsuz) Adana eyaletine bağlandı.
I. Dünya savaşında Osmanlı
devletine karşı isyan eden Araplar, İngilizler ve müttefikler ile iş
birliği yaparak Osmanlı devleti aleyhine çalıştılar. İttifak devletleri
daha 1916 yılında Sykes-Picot ve Sazanof arasında yapılan görüşmelerde
Osmanlı devleti topraklarını paylaşmışlar; Güneydoğu Anadolu ve Suriye
Fransa, bunun güneyinde kalan bölgeyi ve Irak’ı İngilizler alacaktı.
30 Ekim 1918’de Osmanlı
devleti ile ittifak devletleri arasında Mondros anlaşması imzalandı.
Antlaşma imzalandığında Türk birlikleri Antakya, Belen Dircemal,
Telrifat hattını korumuş, Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Türk
birlikleri 25/26 Ekim 1918 gecesi Halep’i sokak çatışması yaparak terk
edip kuzeye doğru çekilmişlerdir. 27 Ekim 1918 günü Antakya’da Faysal
taraftarları hükümet konağındaki Türk bayrağını indirip Arap bayrağı
diye bir bayrak asarak Arap hükümeti ilan etmişler, fakat Belen’de
bulunan 41. Fırkanın müdahalesi ile 3 Kasım 1918’de dağıtılmışlardır.
Osmanlı Hükümetinin emri ile 41. Fırka, 8 Kasım 1918’den itibaren
Anadolu’ya çekilmeye başladı. Son birlik Belen’den 9 Kasım günü ayrıldı.
Yörede Türk askerinin çekilmesi üzerine 9 Kasım günü bir İngiliz
müfrezesi İskenderun’a çıktı ve oradan Dörtyol’a geçti. Ardından 12
Kasım 1918’de Fransızlar İskenderun’a asker çıkardılar, 15 Kasım 1918
günü de Belen’i işgal ettiler.
27 Kasım 1918 tarihinde
merkezi Beyrut’ta bulunan Fransız Yüksek Komiserliği bir kararname
yayınlayarak merkezi İskenderun olmak üzere Antakya, İskenderun ve
Harim’i içine alan “İskenderun Sancağı” kuruldu. Sancak idaresi bir Vali
tarafından yerine getirilecekti.
7 Aralık 1918 günü
Antakya, 11 Aralık 1918 günü de 400 Ermeni’den oluşan bir Fransız taburu
Dörtyol’u işgal etti.
19 Aralık 1918 günü
Dörtyol’a bağlı Karakese Köyünde Fransızlara karşı direnişte bulunulmuş
ve müfreze köye giremeyerek 15 ölü bırakarak geri çekilmiştir. 19 Aralık
1918 tarihinde meydana gelen çatışma milli mücadele tarihimizdeki İLK
KURŞUN’dur. Bu tarihten itibaren Kuvay-i Milliye’ye katılan çeteler ile
bölgedeki işgal birlikleri arasında mücadele ve çatışmalar başladı.
20 Ekim 1921 günü Türkiye
ile Fransa arasında Ankara Antlaşması imzalandı ve buna göre Payas sınır
olacak şekilde İskenderun sancağı sınırlarımız dışında kalıyordu. Fakat
antlaşmaya göre; İskenderun mıntıkasında Türk ırkından olanların
kültürlerini geliştirmek için her türlü kolaylık sağlanacak, Türk dili
resmi dil niteliğine sahip olacaktı.
Ankara Antlaşmasından
sonra Türkiye ile Fransa arasındaki savaş hali sona erdi. Türkiye ile
Suriye arasında sınır çizildi. Dörtyol (Payas dahil) ve Hassa Türkiye
sınırları içerisinde kaldı.
Fransızlar 15 Kasım’da
Hassa’yı, 8 Ocak 1922 ‘de Erzin’i, 9 Ocak 1922’de Dörtyol’u boşaltarak
güneye çekildiler.
Bu yeni dönemde Antakya,
İskenderun ve havalisi halkı Anayurttan ayrı yaşamaya alışamamışlar, her
fırsatta Türkiye’ye katılma ve kurtulma talebinde bulunmuşlardır.
Nitekim Gazi Mustafa Kemal Paşa 15 Mart 1923’te Adana’ya geldiğinde
Antakyalılar kendisini karşıladılar. Karşılayan kalabalığın önünde iki
levha, dört hanım ve bunların önünde bir kız vardı. Antakyalı kız (Ayşe
Fıtnat Hanım) dokunaklı bir nutuk söyleyerek “Ey Ulu Gazi bizi kurtar”
diye talepte bulundu. M. Kemal Paşa kıza “Kırk Asırlık Türk Yurdu
Düşman elinde esir kalamaz!” diyerek kurtuluş vaadinde bulundu.
Bundan sonra 24 Temmuz
1923’te imzalanan Lozan antlaşmasında, Ankara Antlaşması ile çizilmiş
olan sınır aynen kabul edildi. Ocak 1925 ve Mayıs 1926’da Gazi Mustafa
Kemal Paşa Dörtyol’u ziyaret etti. Nisan 1934’te resmi görüşmeler için
sancağa gelen Gaziantep Valisi Akif İYİDOĞAN için muhteşem karşılama
yapıldı, halk sevinçten Valinin makam arabasını havaya kaldırdı.
9 Eylül 1936 tarihinde
Fransa Suriye ile antlaşma yaparak Suriye’ye bağımsızlık verilmesini
kabul etti, fakat özel statüye sahip İskenderun Sancağı’nın durumu göz
ardı edildi. Bu durumda, Türkiye 9 Ekim 1936’da Fransa’ya nota verdi.
Konu; Türkiye ve Fransa arasında alınıp, verilen notalar sonucunda
varılan mutabakata göre Milletler Cemiyetine taşındı. Atatürk, 1 Kasım
1936’da T.B.M.M’nin açılışında sancak konusunda devletin tavrını açıkça
ortaya koydu. Ertesi gün Atatürk sancağa “Hatay” adını verdi. Aralık
1936’da şeklini belirlediği Hatay Bayrağını Hataylılara armağan etti.
Milletler Cemiyeti 14-16
Aralık 1936 tarihinde yaptığı toplantıda sancağın oturumunu yeniden
incelemek için 3 gözlemcinin Sancağa gönderilmesini kararlaştırdı. 1
Ocak 1937 günü Hatay’a gelen gözlemciler incelemelere başladılar. 12
Ocak 1937 günü gözlemcilerin kaldığı Turizm Oteli (şimdiki Özel Ata
Lisesi) önünde 60.000 Türk’ün katıldığı muazzam bir miting ve yürüyüş
yapıldı. Nihayet Milletler Cemiyeti Konseyi 27 Ocak 1937 toplantısında
İskenderun Sancağı’na bağımsızlık verilmesini kabul etti. Sancak
içişlerinde tam bağımsız, dışişleri, maliye ve gümrük konularında
Suriye’ye bağlı olacaktı.
29 Kasım 1937 tarihinde
Milletler Cemiyetine seçilen komitece hazırlanan “Sancak Statü ve
Anayasası” yürürlüğe girdi. Bundan sonra Milletler Cemiyeti nezaretinde
sancak nüfusunun cemaatlere göre belirlenip, kaydedilmesi için nüfus
tespitine gidildi. Milletler Cemiyetine göre seçimler; 28 Mart ve 12
Nisan 1938‘de yapılacaktı. Seçimlerden önce, seçmenler cemaatlere göre
belirlenecek, bunun ardından milletvekillerini seçecek, ikinci aşamada
seçmenler seçilecek, üçüncü aşamada milletvekilleri seçilecektir.
Halk arasında “Referandum”
olarak bilinen seçim sırasında Sancak’ta tansiyon yükseldi, cemaatlere
göre nüfus tespitinde Milletler Cemiyetinde yapılan zorlu görüşmeler
sonunda 21 Mart 1938’de kesinleşen karara istinaden, Türk Tezi
doğrultusunda her dileyen Hataylının dilediği cemaat listesinden
yazılması kabul edildi.
Sancakta meydana gelen
karışıklıklar ve idarenin Türkler aleyhine takındığı tavır yüzünden
Milletler Cemiyetince belirlenen seçim takvimi zamanında tamamlanamadı.
Başta; Atatürk’ün
takındığı kararlı tavır ve Türk Hükümetinin girişimleri sonucunda Sancak
Umum Valiliğine Dr. Abdurrahman MELEK, Delegeliğe de Kolonen COLLET
getirildi. Atatürk, 19 Mayıs 1938 günü Ankara’da törenleri izledikten
sonra Ankara’dan, Mersin’e hareket etti ve 20 Mayıs günü Mersin’de
askeri birliklerin geçitlerini hasta olduğu halde ayakta izledi.
Seçimin güvenli bir
ortamda yapılabilmesi için Türkiye ile Fransa arasında antlaşmaya
varılmış ve askeri antlaşma imzalanmıştır. Bu antlaşmanın uygulama
esaslarını belirlemek üzere Orgeneral Asım GÜNDÜZ Başkanlığındaki askeri
heyet 12 Haziran 1938 günü Antakya’ya geldi. 13 Haziran - 3 Temmuz 1938
tarihleri arasında Fransa’nın Suriye Orduları Komutanı Orgeneral
Huntzinger başkanlığındaki Fransız heyeti ile yapılan görüşmeler
sonucunda antlaşma imzalandı. Varılan antlaşmaya göre Hatay’da güvenlik
6.000 kişilik bir güçle sağlanacak, bunun 2.500’er kişisi Fransız ve
Türk Kuvvetlerinden, 1.000’er kişisi de Hatay’dan karşılanacaktır.
Antlaşma gereği Kurmay
Albay Şükrü KANATLI Komutasındaki Türk Kuvvetleri 5 Temmuz 1938 günü
Hassa ve Payas’tan iki koldan Hatay’a girdi.
Türk askerinin Hatay’a
girmesinden sonra yeni bir seçim komisyonu kuruldu ve seçim çalışmalar
22 Temmuz 1938’de başladı. Cemaatlere göre tescil işleri 1 Ağustos’ta
sona erdi. İkinci seçmen kayıtları 8 Ağustos’ta bitti. 19 Ağustos’ta
adayların isimleri ve sayıları belirlenecekti. Sürenin bitiminde her
cemaatten aday sayısını seçilecek milletvekili sayısına denk olduğu
görüldüğünden seçim yapılmadan adaylar milletvekili oldular. Böylece;
31’i Türk (9’u Alevi) 2’si Arap, 5’i Ermeni, 2’si Ortodoks 40 mebus
seçilmiş oldu.
 |
2 Eylül 1938 günü
Hatay Devleti kuruldu. Hatay Devleti Meclisi o gün, şimdiki
Gündüz Sinemasında toplandı. Meclis Başkanlığına Abdulgani
TÜRKMEN, Devlet Başkanlığına Tayfur SÖKMEN seçildi. Devletin adı
“HATAY” olarak kabul edildi. |
 |
|
Tayfur SÖKMEN |
|
Hatay Devleti
Bayrağı |
Hatay Devlet Meclisi’nin 5
Eylül tarihli oturumunda Devlet Reisi Tayfur SÖKMEN, Dr. Abdurrahman
MELEK’i Baş Vekil olarak Hükümet Kabinesini kurması için görevlendirdi.
Kurulan hükümet, Meclisin 6 Eylül 1938 tarihli oturumunda güven oyu
aldı. Sancak Anayasası “Hatay Anayasası” olarak kabul edildi. Devletin
adı da “HATAY DEVLETİ” olarak değişti. Bundan sonraki Hatay Meclisinin
düzenleme ve çalışmalarıyla Hatay Devleti, Türkiye ile münasebetlerini
arttırdı. Sonuçta; Fransa ile Türkiye arasında 23 Haziran 1939'da “Hatay
Mıntıkasının Türkiye’ye İadesine Dair” Hatay Antlaşması imzalandı.
 |
Hatay Millet Meclisi, 29 Haziran 1939 tarihinde olağanüstü
toplanarak “Hatay’ın Anavatana kavuştuğunun bir kararla tespitini”
isteyen 39 imzalı önerge üzerine Hatay Millet Meclisinin
dağıtılması teklifi oybirliği ile kabul etti. |
|
Hatay Devleti Bakanları |
|
|
 |
|
Hatay Devleti Milletvekilleri |
7 Temmuz 1939 tarih ve
3711 sayılı Kanunla Hatay Vilayeti kuruldu. 18 Temmuz 1939 günü Hatay
Valiliğine atanan Şükrü SÖKMENSÜER Hatay’a geldi. 23 Temmuz 1939
tarihinde de Hatay’da kalan son Fransız birliği Antakya’dan ayrıldı.
Böylece Hatay Devleti’nin anayurda katılma işlemleri tamamlanmış oldu.
|